2022 Kasım’ında bir ulusal gazete tarafından talep edilen ancak bilmediğim bir sebepten ötürü yayınlanmasından vazgeçilen İnternet hakkı üzerine verdiğim mülakatı kendim yayınlamaya karar verdim. Keyifli okumalar.


Bugün öğrenciler başta olmak üzere çalışan çalışmayan herkes interneti aktif kullanıyor. Dersler, ödevler, toplantılar, işi yapabilmek adına internet olmazsa olmaz. Tüm bunlara rağmen özellikle öğrenciler internete erişim konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Kyk yurtlarında “Kota artırıldı” denilerek aylık 16 GBolan internet kotasını 32 GB yaparak öğrencilere bir iyilik yapıldığı duyuruldu. Fakat öğrenciler bu internetin oldukça kalitesiz olduğunu dersle ilgili konular dışında herhangi bir işe yaramadığını, dersler ilgili bir şey indirmek istediklerinde ise indirme işleminin saatler sürdüğünden yakınıyorlar.

Teknolojiyle bu kadar iç içe olduğumuz bir çağda İnternet temel bir hak mıdır?


İletişim hakkının bir parçası olarak İnternet de bir temel bir insan hakkıdır. İnsanlığın ortaya koyduğu en büyük beşeri çıktılardan biri olarak hayatımızın belki de her anına etki eden İnternet’i çok uzun zamandır bir lüks ya da ekstra olarak görme imkanı yok. Belki 20 yıl önce İnternet bu kadar hayatımızın merkezinde değildi ancak basit örneklerle ifade etmek gerekirse telefon aramalarımız, notlarımız, mektuplarımız gibi tüm bireysel iletişimimiz İnternet üzerinden karşıya ulaşıyor; yalnızca bu da değil, haberleri İnternet üzerinden okuyoruz, görüşlerimizi İnternet üzerinden insanlara ulaştırıyoruz. Bunların haricinde sizin de belirttiğiniz gibi eğitim ve çalışma hayatı da tamamen İnternet’in varlığına dayanan bir şekle evrildi. Dolayısıyla sadece iletişim hakkı değil; haber alma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ya da eğitim hakkı gibi diğer temel insan hak ve özgürlüklerimizi kullanırken de İnternet’ten yararlanıyoruz, çünkü İnternet bu konuda doğası gereği özgür bir alan açıyor bizlere. Tam da bu yüzden “İnternet yaşamdır” diyoruz.

Bu gerçeği Birleşmiş Milletler de 2011 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne İnternet’i temel bir hak olarak ekleyerek, Türkiye ise bir yıl sonra TBMM İnternet Komisyonu’nun hazırladığı raporda İnternet’in temel hak olarak düzenlenmesi gerekliliğinin belirtilmesiyle de facto kabul etmiş oldu.

Ancak bu noktada şunu belirtmek gerekir ki, İnternet bir hak olduğu kadar özgür İnternet de bir haktır. İnternet’in herkes için eşit ve sansürsüz bir şekilde erişilebilir olması gerekir. Bu noktada sansür konusu zaten Türkiye’de yaşayan herkesin malumu, Vikipedi ve YouTube dahi Türkiye’de yıllar boyunca sansürlü kaldığı ya da 2021 sonu itibarıyla 574.798 web sitesi, 8350 Twitter hesabı, 55.500 tweet, 13.500 YouTube videosu, 18.500 Meta içeriği 5651 sayılı özgür İnternet’in katili yasaya dayanarak sansürlendiği1 için. Lakin eşitlik konusuna değinmek gerektiğini düşünüyorum.

Yaşanan bazı gelişmelerin ardından “Twitter’a erişim yavaşlatıldı” minvalinde haberler çıktığına tanık olmuşuzdur. Burada yapılan şey, teoride Twitter’ı sadece insanlar bir olay üzerine konuşuyor diye resmi bir kararla topyekun engelleyemeyecekleri için Twitter sunucularına giden bant genişliğini daraltarak fiilen sansür uygulamaktır. Bu durum ise “ağ tarafsızlığının” ihlalidir. Ağ tarafsızlığı, en basit tabiriyle İnternet servis sağlayıcılarının (ISP) herhangi bir içeriğe, siteye ya da iletişime eşit olarak davranması anlamına gelir.

Özetle, temel bir hak olan özgür ve eşit İnternet’in sansürsüz olması gerektiği kadar erişiminde ağ tarafsızlığına riayet edilmesi de şarttır.

Başka bir sorun ise İnternet altyapısının Türkiye’deki durumuyla ilgili. Maalesef ki İnternet altyapımız gerek fiber gerek ise mobil genişbant olsun içler acısı bir durumda. İstanbul’un en merkezi mahallelerinde dahi pek çok binaya fiber optik kablo altyapısı sunulamıyor, sunulan yerlerde de genel olarak 35 Mbps civarında bir bant genişliği veriliyor ki bu değer Ookla’nın istatistiklerine göre sabit bağlantılar için dünya ortalaması olan 71.39 Mbps bant genişliğinin yarısından bile aşağıda. Pek çok köye ahşap direklerle taşınan standart bakır telefon kabloları üzerinden hane başı en fazla 4 (dört) Mbps civarında ADSL bant genişliği sağlanıyor. İşin trajik kısmı ise bu verilerin indirme (download) için olması, gönderme (upload) genişlikleri bu rakamların çok daha altında kalıyor. Bu değerlerle bir hanede birden fazla cihazdan aynı anda görüntülü görüşme yapılması ya da video içerik görüntülenmesi çok mümkün değil, hatta basit bir Web gezintisi bile yapmak çok zor.

Mobil altyapı tarafı da bundan çok farklı değil, 4G LTE altyapısı yalnızca kent merkezlerinde ve bazı yolların etraflarında mevcut, Türkiye’nin bırakın tamamını beşte biri bile kapsama alanında değil. Ortalama mobil bağlantı bant genişliği ise 32 Mbps civarında ve bu LTE standartları için çok düşük bir değer.

Tüm bu durum, Ookla istatistiklerine göre Türkiye’yi mobil bağlantılar için dünya 64’üncüsü, sabit bağlantılar için ise dünya 105’incisi yapıyor. Neredeyse tüm diğer Avrupa ülkeleri de bu listede bizden yukarıda yer alıyor.

Bu durumun oluşmasında Türk Telekom’un “çalınması”, altyapıya harcanması gereken kaynakların ilgisiz yerlere harcanması, üç mobil operatörden ikisi devlete ait olmasına rağmen bunlara özel şirket gibi davranılması ve kar odaklı hareket edilmesi, servis sağlayıcılardan fahiş lisans ücretleri alınması da çok etkili. Altyapının ve altyapıya erişimin eksikliği de bu hakkın kullanılmasının önünde önemli bir engel.


Bugün okullarda dersler PDF’ten işlenirken, öğrenciler sınavlarına ve ödevlerine çalışırken İnternet’i kullanırlarken, öğrenciler için İnternet’in ücretsiz olması nasıl bir yerde duruyor?


Üniversitedeki ilk günümde, dersliğe bilgisayar getiren tek insan olduğum için garipser bakışlara maruz kalmıştım; aradan geçen yedi yılın ardından ikinci öğrenciliğimin ilk gününde aynı bakışlar bu sefer derslikte bilgisayar ya da tablet kullanmayan tek insan olduğum için gelmişti.

COVID-19 pandemisi sürecinde hayatın akışında yaşanan pek çok değişimden biri olarak eğitim de dijitalleşti. Daha öncesinde de sonsuza ıraksayan bir özgür bilgi kaynağı olarak eğitimin bir parçası olsa da şu an doğrudan eğitimin yürüdüğü alan haline gelmiş oldu. Ancak eğitim materyalleri noktasında yaşanan bir değişim var ki o da önceden bir alternatif olarak var olan İnternet kaynaklarının şu anda alternatifsiz bir konuma gelmiş olması. Moodle gibi öğrenme yönetim sistemleri sınıfta akan dersler için sadece yardımcı konumundayken artık dersler doğrudan bu platformlardan işleniyor, hatta bazı dersler (özellikle de çok katılımcılı olanlar) tamamen çevrimiçi olarak veriliyor. AÖF kitapları bile PDF olarak dağıtılıyor.

Tüm bunlar, halihazırda dahi sınıfsal olan eğitim hakkının kullanılabilmesi için İnternet’i ve İnternet’e erişebilen bir cihazı zorunlu kılıyor ki bu noktada derin bir eşitsizlik ve sınıf farkı açılıyor.

Resmi istatistiklere göre Türkiye’de yaşayan yaklaşık olarak her 4 kişiden biri öğrenci. Bu inanılmaz oran da bu durumun istisnasız Türkiye’nin her kesiminden insanlara dokunan bir tarafı olduğunu gösteriyor. Eğitimde kullanılmaya uygun ucuz tabletlerin asgari ücretten yüksek olduğu, devletin kendi telekom şirketinin “eğitim için” diye sattığı aboneliğin asgari ücretin %5’ine tekabül ettiği bir ülkedeyiz. Bu enflasyon koşullarında enerji ve su faturalarını zor ödeyebilen, sofrasına zar zor yiyecek koyabilen insanlar bu giderleri nasıl karşılayabilecekler?

İktidara geldiği günden beridir ders kitaplarını ücretsiz yapmış olmakla övünen bir hükumetin bir sorunun 20 yıl önceki çözümleri ile değil, bugünkü çözümlerine odaklanması gerekiyor. Cihaz gereksinimi olan öğrencilere temel ihtiyaçları için ücretsiz cihaz sağlanması gerekiyor. Bu cihazların da eğitimin de çeşitli şirketlerin tekeline bırakılması yerine, eğitimde özgür yazılımlar 2 kullanılması ve teşvik edilmesi de çok önemli. Çünkü özgür yazılımlar dijital alanların özgürlüğü konusunda kilit taşı konumunda. Bununla beraber, sadece öğrenciler değil, herkes için temel bir hak olan ücretsiz ve erişilebilir İnternet bağlantısı sağlamak da bugünün dünyasında şart.


İBB’nin İstanbul Senin uygulamasıyla aylık 60 GB ücretsiz internet hizmeti verdiğini biliyoruz. Bu hizmeti İBB ücretsiz verebiliyorsa devlet de her ilde yapamaz mı?


Öncelikle yeri gelmişken İBB’nin kablosuz hotspotları üzerinden sağladığı İnternet bağlantısını çok gerekli ve önemli bir hizmet olarak görsem de, bu hizmetin uygulamasına ilişkin birkaç temel sorundan bahsetmek istiyorum. KYK yurtlarında kotanın 32 GB olması ne kadar abesle iştigalse, İBB bağlantısının 60 GB kotalı olması (ki yalnızca ilk üç ay, sonrasında 30 GB/ay) da aynı derecede abesle iştigaldir.

1080p bir YouTube videosu saatte yaklaşık 2 GB kota harcar. Bu da bu bağlantılarla ayda yalnızca 15 saat video izlenebileceği anlamına gelir. “YouTube da izlemeyiversinler canım” diye düşünen bazı yöneticilerin unuttuğu bir şey var ki, YouTube gibi platformlar ders içeriği için de kullanılıyor. Kameraların açık olduğu bir grup telekonferansı ise saatte 1.5 GB kota harcar ki bu da kotanın sadece çevrimiçi derslere bile yetmeyeceğinin göstergesi.

Bu noktada kota uygulamasının tamamen kaldırılması ve sınırlı olan bant genişliğini kullanıcılara makul önceliklerle dağıtmak en doğru olan seçenek olacaktır.

Bir diğer konu ise mobil cihazlardan İBB hotspotlarına bağlanırken kullanılması zorunlu kılınan İstanbul Senin uygulamasının özgür bir yazılım olmaması sorunu. Evet devlet 5651 sayılı kanunu kullanarak ISP’lerin kullanıcılarını fişlemesini zorunlu tutuyor ve gözetim yapısı kurmak istiyor olabilir, ancak kullanıcılarından ne olduğu belli olmayan bir mülk yazılımı cihazlarına kurmasını istemek ve burada bir hesap açtırmak İBB’nin inisiyatifiyle gerçekleşen bir olay. Herkes için erişilebilir bir İnternet altyapısı için bu saçma uygulamanın bir an önce son bulması gerekir.

Devletin bu hizmeti vermesi noktasına gelecek olursak, bunun için öncelikli yapılması gereken konu bir önceki soruda belirttiğim altyapı çalışmalarını tamamlamak ve toplam bant genişliğini artırmaya yönelik adımlar atmak olacaktır. 30-60 GB gibi komik sayılabilecek kotaların uygulanmasının arkasında yatan sebeplerden biri de altyapı yetersizliği, çünkü mevcut altyapımızın bant genişliği çok sınırlı. Diyanet’e harcanan yıllık 36 milyar TRY’lik bütçe herkese ücretsiz İnternet bağlantısı sağlama hedefine harcansa ücra köylerimiz bile bu imkana kavuşurdu. Diğer Avrupa ülkelerinde ülke çapında ücretsiz İnternet bağlantısı sağlama hedefine yönelik çalışmalar yürütülüyor, başarılı örnekleri de mevcut. Ama hepsinden önce devletin bunu sunması gereken bir kamu hizmeti olarak görmesi gerekiyor ve bunun için de bu vizyona sahip insanlara ihtiyaç var.


Eğer İnternet’in günümüzde temel bir ihtiyaç olduğunu kabul ediyorsak devletin bu konudaki yükümlülüğü nelerdir?


Daha önce belirttiğim noktalara ek bir sebepten ötürü, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti devleti bu ihtiyacı ve hakkı halka sağlamak için birinci elden yükümlü. Çünkü devlet İnternet’i neredeyse halka neredeyse mecburi kılıyor: Dün muayene olmak için sabahtan sıraya girdiğimiz hastaneye bugün MHRS üzerinden randevu alıyoruz, vergi dairesine gitmek yerine vergi borçlarını İVD’den görüp ödüyoruz, dava süreçlerini adliyedeki büro yerine UYAP’tan takip ediyoruz, MERNİS-MERSİS-DERBİS gibi birçok dijital sistem var, devlet kendi ürettiği/istediği resmi belgeleri bile İnternet üzerinden (turkiye.gov.tr) üretiyor/istiyor. Bunlar ilk başta kolaylık olarak çıkıp daha sonra standart haline gelen şeyler. Vergi dairelerinde elden dilekçe almak yerine İVD’den yükleyin diyorlar!

Ancak devlet kendi kolayına geldiği noktada sistemlerini İnternet’e ve dijital alanlara taşırken ve halka bunu dayatırken, halkın İnternet’e ne derece eriştiğini hiç umursamıyor. Ne devlet tarafından sağlanan bir İnternet erişimi kanalı var ne de buna dair bir sosyal yardım projesi. Bu konuda halk olarak kaderimize terk edilmiş durumdayız.

Devletin yapması gereken öncelikli olarak İnternet’i bir temel hak olarak tanımlayıp herkese ücretsiz ve erişilebilir İnternet bağlantısı sağlamak olmalı. Ancak yürürlükte olan 5651 sayılı kanundan başlamak üzere yapısı gereği özgür olan İnternet’i regüle etmeye çalışan her adımdan devletin İnternet’i kendine düşman gibi gördüğü ve kendince “ehlileştirmek” istediği kanısındayım. Bu zihniyeti değiştirmeden de İnternet hakkı gibi kazanımları elde etmek çok zor.

Ek olarak, ISP’lerin ağ tarafsızlığını tam olarak sağlamaları için adımlar atılması gerekiyor. Ancak en son kamuoyunda “Sosyal Medya Yasası” olarak bilinen değişikliklerde “temsilcilik açmayan sosyal ağların bant genişliklerinin kısıtlanması” şeklinde bir madde olduğu için bunun gerçekleşmesi de bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç duyuyor.